PS2'de bu oyunları oynamadıysanız çok şey kaybettiniz!

Ruzorin

Varsa şekliniz arenaya bekleriz
Moderatör
Disec
Katılım
9 Nisan 2020
Mesajlar
166
Tepkime puanı
74
Puanları
50
Madalyalar
2
  • Emektar
  • Konu Kaşifi
Merhabalar. PS2'de oynanması gereken korku oyunlarını, PS3'de tür ayırmaksızın oynanması gereken oyunları, PS2 ve PS3 Emülatörlerini tanıtmıştım. Şimdi ise tür ayırmaksızın oynanması gereken PS2 oyunlarını listeliyorum.



20. Oni





2001 yılında, Bungie West tarafından ilk olarak PC için geliştirilen bu oyun ardından Rockstar Toronto’nun yardımıyla PS2 için hazırlanır ve piyasaya sürülür. 29 Ocak 2001 yılında piyasaya sürülen Oni, üçüncü şahıs bir aksiyon oyunudur. Oni’nin oyun kültüründeki önemi ise yumruk yumruğa çatışmayı ve üçüncü şahıs nişan almayı çok iyi bir şekilde harmanlamasıdır.

Oyunumuz distopya bir gelecekte, 2032’te geçer. Dünya tamamen kirlenmiş ve yaşanamayacak bir hale gelmiştir. Gerçekleşecek ekonomik krizleri ve yok olmayı önlemek için tüm devletler bir araya gelerek, Dünya Koalisyon Hükümeti’ni oluşturur. Böylelikle devlet, büyük bir meclis ile yönetilir, insanlar güvence altına alınır.

Karakterimiz Konoko ise’Technological Crimes Task Force’ isimli bir birimde çalışır. Bu birimin asıl görevi ise ‘Syndicate’ isimli terrör örgütünü durdurmaktır.

Game Critics Awards’dan en iyi Aksiyon/Macera oyunu ödünü alan Oni, oynanışı, farklı silah çeşitleri ile dikkat çekiyor.

19. The Suffering





2004 yılında, birinci/üçüncü kişi nişancı/psikolojik korku oyunu olan The Suffering, Surreal Software tarafından geliştirilerek Midway tarafından piyasaya sürüldü. Aldığı yorumlar hem pozitif hem de negatif olsa da, oynayan kitlenin çoğunluğu The Suffering’i başarılı bir ‘hayatta kalma oyunu’ olarak gördü.

The Suffering, Torque isimli bir mahkumun hikayesini anlatıyor. Eski eşini ve iki çocuğunu öldürdüğü için idam cezasına çarptırılan Torque, bu olayı hatırlamadığını ve masum olduğunu söyler. Carnate Adası’ndaki hapishaneye geldiğinde, ani bir deprem olur ve tüm elektrikler gider. Doğaüstü ve anlam veremediği olaylara tanık olan Torque, hapishaneden sağ salim çıkmalı ve geçmişiyle yüzleşmelidir.

18. The Warriors





17 Ekim, 2005 yılında PlayStation 2’ye çıkmış olan The Warriors, Rockstar Toronto’nun geliştirdiği bir ‘Beat ‘em up’ oyunudur. 1979 yılında aynı isimle çıkan filmin oyunu olarak tasarlayan Rockstar, The Warriors’u 2007 yılında da PlayStation Portable için portladı ve piyasaya sürdü.

1970’lerde geçen hikayemiz The Warriors adlı bir sokak çetesinin hikayesini anlatıyor. Aslında Rockstar’ın çıkardığı bu oyun, filminin de geçmişini anlatarak daha da ilginç olayları bize sunuyor. New York’taki bütün çetelerin buluştuğu bir gün, gerçekleştirmedikleri bir suikast yüzünden bütün çeteler tarafından aranan The Warriors üyeleri hayatta kalmaya ve kendi üslerine dönmeye çalışırlar. Karşılarında bir çok acımasız sokak çetesi onların ölümünü istemektedir.

17. Dirge of Cerberus: Final Fantasy VII





Yıl 2006’tır ve Square, Enix ile birleşerek Square-Enix’e dönüşmüştür. Tam da bu yıllarda, Dirge of Cerberus’u çıkartan Square-Enix bu oyunla forumlarda aylarca tartışıldı. Final Fantasy’nin doğasını öldürdüğü söylenen bu oyun kimi oyuncular tarafından nefret edilse de, Final Fantasy VII fanları tarafından da sevildi ve sahip çıkıldı.

Final Fantasy serisinin ilk üçüncü-şahıs nişancı ve aksiyon/ryo oyunu olan Dirge of Cerberus’ta, oyunun yapımcı kadrosu fazlasıyla zorlandığından bahseder. Oyunun yapımcısı Yoshinori Kitase, bu deneyimin çok daha farklı ancak yorucu olduğunu dile getirirken, oluşacak riskin ve tehlikenin de farkında olduğunu belirtir.

Dirge of Cerberus, Final Fantasy VII’nin olaylarının tam sonunda başlar. Vincent ve Yuffie Midgar’ı Sephiroth’un Meteor büyüsünden kurtarmaya çalışırken Vincent Professor Hojo’nun bedenini bulur. Vincent bir şey yapamadan ortadan kaybolan Hojo’nun vücudunun ardından bir patlama olur ve Vincent Yuffie’yi de alarak buradan uzaklaşır.

3 sene ardından Vincent Kalm isimli bir kasabadadır. Deepground isimli bir terörist grubun saldırısına uğrayan Kalm’ı korumak için de Vincent ortaya çıkar ve savaşa hazırlanır. Vincent’ın kim olduğu, Sephiroth’un kimliği ve varlığı, Hojo’nun geçmişi ve yaptıkları hakkında tüm soruları cevaplayan Dirge of Cerberus, kesinlikle oynanması gereken bir oyun.

16. Killer7





No More Heroes, Lollipop Chainsaw ve Killer is Dead’le tanınan Grasshopper Manufacture’ün parladığı ilk olarak bilinen Killer7, 2005 yılında Nintendo GameCube ve PlayStation 2’ye çıkmıştır. Goichi Suda ve Shinji Mikami tarafından yazılan Killer7, PlayStation 2’nin görsel olarak en ilginç oyunlarından biri olmuştur.

Oyunumuz Killer7 adlı elit bir suikastçı takımının hikayesini ele alıyor. Harman Smith isimli eski bir suikastçının fiziksel oluşumları olan bu ekip Birleşik Devletler hükümeti adına insanları ortadan kaldırır. Görevleri sırasında üyesi oldukları örgütün geçmişini ve köklerini öğrenen karakterlerimiz, kendilerini bir çıkmazda bulurlar.

15. Fahrenheit – Indigo Prophecy





Quantic Dream tarafından geliştirilen Fahrenheit, Kuzey Amerika adıyla Indigo Prophecy, interaktif-drama/aksiyon macera oyunudur. Atari tarafından piyasaya 2005 yılında sürülen Fahrenheit, ilk yıllarında yaklaşık olarak 700 bin sattı. Hikayesi, oynanışı ve konsepti ile bir çok ödül kazınan Fahrenheit adını altın harflerle başarılı oyunlar arasına yazdırdı.

Fahreinheit’ın bir diğer farklılığı ise size interaktif bir film hissi vermesiydi. Oynadığınız 3 ayrı ana karakterle yaptığınız seçimler ve hareketler ile rahat/mutlu veya stresli olabiliyorsunuz.

Ocak 2009’da, karakterimiz Lucas Kane yemek yediği kafenin tuvaletinde bir çeşit transa girer. Trans halindeyken kabinden çıkar ve karşısındaki adamı bıçaklayarak öldürür. Öldürdüğü andan sonra kendine gelen Lucas buna bir anlam veremez ve korkarak ipuçlarını gizler ve kayıplara karışarak hayatını değiştiren bu olayın cevaplarını aramaya başlar.

14. Fatal Frame





Avrupa’da Project Zero, Japonya’da Zero olarak tanınan bu hayatta kalma-korku oyunu 2001’de çıkışını yaparak konsepti ve korku öğeleri ile oyun pazarını sallamıştır. Koei Tecmo tarafından yaratılan ve piyasaya sürülen Fatal Frame şimdilerde ise Koei Tecmo ve Nintendo’nun ortak projesine dönüştü.

Hikayemiz 1980’lerde Japonya’da geçiyor. Metafizik ve saldırgan ruhsal varlıklarla karşılaştığımız Fatal Frame’de ise bu saldırgan ruhları ‘Camera Obscura’ isimli kameramız ile bularak sakinleştiriyoruz.

Hikayemiz Miyu ve Mafuyu Hinasaki’yi konu alıyor. Mafuyu ünlü bir roman yazarını araştırmaya gider ve haber alınamaz. Ablasını merak eden Miyu, Mafuyu’nun peşine düşer ve lanetli malikaneye adımlarını atarak saldırgan hayaletlerin dikkatini çeker…

13. Castlevania: Lament of Innocence







Geçen hafta yazmış olduğum PlayStation 1 listesine yazmak istediğim bir seriydi Castlevania, ancak kısmet bugüneymiş!

İlk olarak 2003’te piyasaya sürülen Lament of Innocence, Castlevania serisinin ilk 3D-aksiyon özelleğini taşıyor.

1094’te geçen Lament of Innocence, serinin hikaye olarak başlangıcını ele alıyor. Dracula ve Belmont’ların arasındaki savaşın, kan davasının ilk adımını anlatan Lament of Innocence, Leon Belmont’un Castlevania’ya girişini ve sevdiği kadını aramasını anlatıyor.

12. Dark Cloud





2000 yılında Level-5 tarafından geliştirilen Dark Could, PlayStation 2’nin ilk oyunlarından biridir. Aksiyon-rol yapma oyunu olarak göze çarpsa da asıl özelliklerinden biri şehir kurmak ve düzenlemek olan Dark Cloud, Karanlık Cin tarafından köyü yok olmuş olan Toan’ın hikayesini anlatır.

Karakterimiz Toan, gireceği mağaralar ve zindanlarda binaların, yapıların formüllerini bulacak ve yok olmuş köyünü tekrar kuracaktır. Peri Kralı Simba tarafından verilen Atlamillia isimli büyülü taş ile körpüler, dükkanlar ve demirciler yerleştirebilir, şehrinizi kurabilirsiniz.

Dünya çapında 800 binden fazla satan Dark Cloud PlayStation 2’nin ilk çıkan oyunlarından biri olduğu için konsol ile geç tanışanlar için kaçırılan eser oldu.

11. Shadow of Rome





Capcom tarafından geliştirilip 2005’te piyasaya sürülen Shadow of Rome, içinde Hack’N Slash/stealth ve araçlı-çatışma türlerini barındırmıştır. Keiji Inafune’nin de yapımcılığını üstlendiği Shadow of Rome iki karakterin gözünden hikayesini anlatır.

Jül Sezar’ın suikastından hemen sonrasını ele alan Shadow of Rome, Agrippa ve Octavianus’un hikayesini ele alır. Agrippa’nın babası Jül Sezar’ı öldürmekle suçlanır ve bu yüzden Agrippa arenaya gladyatör olarak atılır. Gerçeği öğrenmek isteyen Octavianus ise Jül Sezar’ın katilini ve Roma’nın sırrını öğrenmeye ant içer.

10. God Hand





Şüphesiz ki, PlayStation 2’ye çıkmış en garip oyunlardan biridir God Hand. Oyunun kendisiyle sayısız kere dalga geçtiği God Hand, çoğu oyun sitesinden berbat puanlar alsa da, oyuncular tarafından sevildi ve tam aksine çok yüksek puanlar aldı.

Clover Studio’nun geliştirdiği God Hand 2006’da çıkmış bir ‘beat ‘em up’ oyunudur. Shinji Mikami tarafından yönetilen God Hand, oynanışı eğlenceli, konsepti ile ilginç bir deneyim sunar. Absürt bir aksiyon-dövüş oyunu olarak geçen God Hand, Gene isimli ‘Tanrı’nın Elleri’ni taşıyan gencin hikayesini anlatır.

Tanrı’nın Elleri çağlar önce dünyadan iblisleri yok etmek ve iblislerin başı olan Angra’yı kovmak için kullanılmıştı. Gene ve arkadaşı Olivia iblisleri kullanarak Angra’yı diriltmek isteyen 4 Diva ile karşılaşır. Angra ile dünyayı yönetmek isteyen 4 Diva’nın karşısında durabilecek sadece Gene vardır.

9. Monster Hunter





2004 yılında çıkan, Monster Hunter serisinin ilk oyunu 2004’te çıkmış ve konsepti ile oyun pazarını sallamıştır. Ana fikri korkusuz avcı olup devasa canavarları avlamak olan Monster Hunter’ın göze çarpan asıl özelliği ise çoklu-oyuncu modu olmasıydı.

Monster Hunter tek kişi oynanabilse de, çoklu oyuncu modunda takım arkadaşlarınızla danaya girer gibi canavarlara girdiğiniz zaman aldığınız keyif fazlasıyla tatmin ediciydi. Türkiye’de olduğumuzdan dolayı PlayStation 2 döneminde bunun tadını çıkartamasak da, tek kişilik oyuncu modu ile Monster Hunter göze çarpan bir başlangıç yapmıştı.

Halen bazı arkadaşlarım oynamam için kafamı yese de, Monster Hunter 4 Ultimate, vallahi de billahi de, Tigrex üzerine yemin ederim ki ilgimi çekmiyor yahu. Yoksa neden oynamayayım…

8. Rule of Rose





19 Ocak 2006’da piyasaya Atlus tarafından sürülen Rule of Rose PlayStation 2’nin en çarpıcı hayatta kalma-korku oyunlarından biridir. Punchline’nın geliştirdiği, Sony Computer Entertainment’in Japonya, Atlus’un Kuzey Amerika ve 505 Games’in de Avrupa’da piyasaya çıkardığı oyun izometrik kamera açısı ile oynandığı için korku oyunu severlerin dikkatini çekse de, yeni gelen jenerasyonun beğenisini pek kazanamadı.

1930 İngiltere’de geçen hikayemiz 19 yaşındaki Jennifer’ın ufak kızlar tarafından yönetilen bir dünyaya sıkışıp kalmasını anlatır. Silent Hill ve Haunting Ground’a benzerlik taşıyan bu oyunda bize eşlik eden bir de köpeğimiz var! Kimi zaman oyunda neler olduğunu anlayamayacak ve şaşıracaksınız ama Rule of Rose sizi kesinlikle etkileyecek.

7. Beyond Good and Evil





Ubisoft’un altın yılları olarak görülen, Prince of Persia’ların çıktığı, Splinter Cell’in terör estirdiği, Tom Clancy’lerin ve Psychonaut’ların liste başlarında bulunduğu o güzel dönemlere dönüyoruz şimdi sizlerle.

Beyond Good and Evil 2003’ün sonlarında Ubisoft tarafından geliştirilen ve piyasaya sürülen bir aksiyon/macera oyunudur. Rayman’in yaratıcısı Michel Ancel, zamanında bu serinin üçlü olacağını söylemiş olsa da ne yazık ki bırakın üçlemeyi ikinci oyununu dahi göremedik. Umarız Ubisoft bir silkelenir de kendine gelir…

Jade isimli bir araştırmacı fotoğrafçıyı oynadığımız Beyond Good and Evil, uzaylıların dünyamıza saldırması ile başlıyor. Karşılaştığı olaylar sonucunda kendini bir direniş hareketinin ortasında bulan Jade, uzaylılar hakkında komplo teorilerini fotoğraflarla belgeleyerek kanıtlaması gerekmektedir.

6. Ico





Ico’nun boynuzları vardı. Boynuzlarıyla doğan bir çocuktu Ico. Yaşadığı köyde bu boynuzlar kötü talih olarak görüldü. Köyün muhafızları Ico’yu bir kaleye götürdüler ve orada bıraktılar. Kaleyi keşfetmeye çıkan Ico Yorda’yla tanıştı. Yorda ise kalenin Kraliçesinin kızıydı. Kraliçe Yorda’nın bedenini feda ederek ömrünü uzatmak istiyordu ve bunu öğrenen Yorda Ico ile kaleden kaçmak istiyordu. Ico’nun macerası işte böyleydi.Team Ico tarafından 2001’de geliştirilen Ico, şu ana kadar oynadığım en iyi bulmaca-platform/aksiyon-macera oyunu diyebilirim. Her oyuncunun kesinlikle oynaması gerektiği bu masum oyun kütüphanenizde, koleksiyonunuzda bulunmalı ve gelecek nesillere aktarılmalıdır.


5. Shin Megami Tensei III: Nocturne





Atlus’un en ünlü serisi olan Shin Megami Tensei ile tanıştığım oyun diyebilirim Nocturne için. Yaklaşık olarak 20052006 yıllarıydı ve ben SMT 3 Nocturne’un karanlık, acımasız, vahşet dolu dünyasına adımımı atmıştım. Post-apocalyptic rol yapma oyunu olarak geçen Nocturne size verdiği seçim özgürlükleri ve farklı sonlar ile kendini tekrar tekrar oynatabilen bir oyun olmaya başarıyor.

Serinin üçüncü oyunu olan Nocturne, bir deney sonrası yarı iblis-yarı insan olan bir liseli gencin hikayesini anlatıyor. Bizim yarı iblise dönüştüğümüz tam o anlarda şeytani bir tarikat tarafından dünya yeniden doğar ve iblislerin yaşayabildiği bir yere dönüşür. İblislerle çevrilmiş bu dünyada istersek her şeyi eski haline getirebilir, istersek iblislerin karanlık lordu olabilir, istersek de bu dünyaya düzeni getirebiliriz. Devil May Cry’dan da Dante’nin de bulunduğu SMT 3 : Nocturne, kesinlikle oynanması gereken bir rol yapma oyunu.

4. Shadow of Memories





Şu an bıçaklanarak öldüğünüzü düşünün. Tüm hayatınızın bittiğini, hayallerinizin sona erdiğini hayal edin. Ardından da boşlukta siz asılı dururken bir güç tarafından, bir ruh, bir güç tarafından dirildiğinizi ve ölümünüzden öncesine gönderildiğinizi hayal edin. Ölümünüzü engelleyebilir, katilinizin kimliğini öğrenebilir, veya hayatınızı değiştirebilirsiniz. 22 yaşındaki kahramanımız Eike Kusch da bunların hepsini yapıyor.

Toplamda 5 adet sonu olan Shadow of Memories, Konami’nin geliştirip piyasaya sürdüğü bir macera oyunu. 2001’de çıkan ve Avrupa’da Shadow of Destiny olarak anılan oyunumuz konsepti ve işlenişi ile farklı bir deneyim bize sunuyor.

3. Gitaroo Man





PlayStation 1 listemdeki gibi bu seferde listenin başına bir ritm oyunu ile geleceğim. Aslında, bu tür oyunları başa koymamın sebebi dikkatinizi çekmekten öte, ritm oyunlarının geçmişte gerçekten başarılı ve gelecek vaat ediyor olmasıydı. Genelde ‘çocuk’ oyunu olarak gördüğümüz bu oyunlar, aynı hataya zamanında ben de çok düştüm, bizim zamanla ön yargı oluşturmamızı sağladı. Sırf bu yüzden, belki de, ön yargılarımızı hep birlikte kıralım diye Gitaroo Man’i eklemeden edemedim.

2001 yılında Japonya’da çıkan Gitaroo Man, U-1 adlı karakterimizin hikayesini anlatıyor. Konuşabilen köpek Puma’nın karakterimize gitar çalmayı öğretmesi ile U-1’e aslında Gitaroo Gezegeni’nin son varisi olduğunu ve efsanevi Gitaroo Man olduğunu söyler.

Ekrana gelen tuşlarla basarak ritmi tutturduğumuz Gitaroo Man, hem karşılaşmaları hem de müzikleri ile bizi eğlendirecek türden.

2. Breath of Fire: Dragon Quarter





Breath of Fire 3 ve 4 ile büyüyen biz oyuncu jenerasyonunun belki de PlayStation 2’de hiç bulamadığı, ulaşamadığı oyunlardan biridir Breath of Fire 5 : Dragon Quarter. 2002’de Japonya’da, 2003’ün de sonlarına doğru Kuzey Amerika ve Avrupa’da çıkan Breath of Fire 5, seriyi ilk kez tam olarak 3D grafiğe taşımıştır. Ayrıca, Breath of Fire’ın hikayesini bozmadan da farklı bir konsepte, daha bilim kurgu ve post-apokalyptik bir dünyaya taşıyan Breath of Fire serinin fanları tarafından fazlasıyla beğenilmişti.

Karakterimiz Ryu yer altında yaşamaktadır ve aynı Oni’de olduğu gibi dünya kirli ve yaşanamayacak şekildedir. Zenginler havanın daha temiz olduğu yüksek yerlere çıkarken parası olmayan insanlar da yer altında, daha da derine yerleşiyordur. Ryu, devlete karşı kurulan bir direniş örgütünün üyesidir ve tanıştığı Nina için savaşmaya başlar. Nina’nın en önemli özelliği ise yapılan deneyler sonucu onun havayı temizleyen bir bünyeye sahip olmasıdır. Elbette her Breath of Fire oyununda olduğu gibi, Ryu’nun kökleri Ejderha’ya dönüşebilen bir kabileye, ırka dayalı olmasıdır ve bunu Ryu bile henüz bilmiyordur.

1. Okami





Okami’yle ilk tanıştığım zaman, zamanının çok ötesinde ve yenilikçi bir oyun olduğunun farkına varmıştım. Görselleri, hikayesi, oynanışı ile Clover Studio bir baş yapıt yaratmıştı. Hatırlıyorum, o zamanlar Okami neredeyse her oyun platformundan tam puan almıştı ve insanları şaşırtmıştı.

Japon mitolojisinden hikayeler taşıyan, mitler anlatan Okami’nin anlamı yüksek ruh, yüksek tanrı ve kurt demektir. Halk hikayelerini, mitleri taşıyan Okami, karanlıklarla çevrili bir diyarın Şinto Güneş Tanrıçası Amaterasu tarafından kurtarılmasını anlatır. Amaterasu, beyaz bir kurdun formunu almıştır ve kendini karanlığı kovmaya adamıştır.

Peki madem bu oyun bu kadar tam puan aldı, neden hak ettiği üne kavuşamadı ? diye soracak olursanız, Okami büyük ihtimalle bu bahsettiğim ön yargıdan nasibini aldı ve düşük satış rakamları ile acı çekti. Oyun Wii ve PlayStation 3 için hazırlandığında insanlarca tanınmaya başladı ve anca pazarda yerini almaya, yayılmaya başladı.

Okami’yi özel yapan en önemli unsur, oyunu oynarken kullandığınız fırça diyebilirim. Savaş sırasında kullandığınız fırça ile belirli şekiller çizdiğiniz takdirde rüzgar estirebilir, bomba yaratabilir veya düşmanlarınıza zarar verebilirsiniz. Fırçanın gücü tamamen sizin elinizde ve yaratıcılığınızda. Bu şekilde oyunun çoğu bulmacası da sizin fırçayı kullanmanızla çözülebiliyor.
 
Üst